Kıbrıs

YEŞİL KIBRIS

Gazimağusa’nın antik dönemden bugüne kadar, her gelenin inşa ettiği binlerce tarihi yapının bulunduğu sur içine açılan iki kapısından biri, deniz kapısı, diğeri ise kara kapısıdır. Ortaçağ döneminden kalan kara kapısı, Venedikler tarafından yeniden inşa edilmiş ve o günden bugüne ayakta kalabilmiş. Kapıdan başınızı uzatıp şehre şöyle bir göz attığınızda kimler karşılamıyor ki sizi; kral mezarları, manastırlar, kuleler, kaleler, Kıbrıs taşı ile mimari harikaya dönüşen evler, şehre mührünü vuran camiler, hamamlar…

Şehrin içine doğru birkaç adım attığınızda şimdi sergi salonu olarak kullanılan Sinan Paşa Camii karşılıyor sizi. Onun sağından baktığınızda ise karşınıza arkasına Akdeniz’i ve Gazimağusa limanını alan ve bütün ihtişamıyla duran Lala Mustafa Paşa Camii var. Bu ihtişamlı mimari eserin hemen yanında, meydanın doğusunda, tarihi harabelerin arasında, medreseden gazinoya çevrilen ve bir zamanların Mağusa Medresesi olan yapı ise boynu bükük, sessizce size fısıldıyor: “Çok talibim oldu ancak sahibim yok.” Aslında Osmanlı’nın Kıbrıs’ta bulunan yirmiden fazla medresesinde, bu sahipsizlik kendini hissettiriyor. Girit ve Lefkoşa’nın farklı yerlerinde Müslümanların ilk fetihten bugüne, şehre vurdukları izleri duruyor.

Hala Sultan’ın Kıbrıs’a gelişi

Hazreti Muaviye (r.a), Kıbrıs’ı fethetmek için izin istiyor. Ancak bu birinci istek Halife Hazreti Osman (r.a) tarafından müsade edilmiyor. Onun ikinci isteğine ise “Eğer gemiye hanımınla birlikte binersen izinlisin; yoksa gitme!” cevabı veriliyor. El-Belâzurî, Fütûhu’l-Büldân adlı eserinde Kıbrıs’ın fethini “Kıbrıs İşi” başlığı altında anlatıyor. İzin hadisenin neticesinde Hazreti Muaviye yanına hanımını da alarak gemiye biniyor. Onunla beraber Eyüb’el-Ensari Hazretleri gibi pek çok sahabe-i kiram da hanımlarını alarak gemilere biniyorlar. Peygamberimizin süt teyzesi, bizim ise Hala Sultan olarak bildiğimiz Ümmü Hirâm ise kocası Hazreti Ubade ile gemiye binerek Kıbrıs’a geliyor. Hicretin 27. senesinde Kıbrıs’ın fethine başlanıyor.

Antik Çağın en önemli ticaret merkezlerinden biri olan Kıbrıs adasının isminin yer altı zenginliğinden olan “cyprum”dan geldiği iddia ediliyor. Türkiye’de “Yeşil Kıbrıs”, “Yavru Vatan” olarak da bilinen adaya Asya, Afrika ve Avrupa’nın geçiş noktasında olduğundan tarihin her döneminde büyük uygarlıklar tarafından önem verilmiş. Kıbrıs Türkiye’den 65, Lübnan’dan 162, Suriye’den 112, Yunanistan’dan ise 965 km uzaklıkta bulunuyor. Ancak Kıbrıs’ın bütün tarihinde Ortadoğu devletleri ve kültürleri ile beraber hareket etmesi son derece dikkat çekici.

Gazimağusa’dan İbrahim Hakkı Bursevi Hazretleri’nin de hocası olan Kutup Osman Hazretleri’nin türbesini ziyaret ederek ayrılıyoruz. İstanbul ve Bursa’dakini andırır Anadolu beldelerinde görülebilecek evsafta bir Osmanlı mimari kompleksi olan Kutup Osman Türbe ve Medresesi, Kıbrıs taşı ile özenle inşa edilmiş. Gazimağusa’dan 1974 çıkartmasının da yapıldığı, adanın kuzey kısmı olan Girne tarafına geçiyoruz.

Girne limanını, kalesini, şehitliğini, çıkartma bölgesini, Hazreti Ömer Türbesini ve sonrasında Beş Parmak Dağları’nı kapsayan, bir günlük gezi yapıyoruz. Kısa gezimize, çıkartmada asker olarak

bulunan, sonrasında Kıbrıs’a yerleşen Yusuf Amca ile devam ediyoruz. İlk durağımız Hazreti Ömer Türbesi. Türbe, Girne’nin beş kilometre doğusunda, kayalıklarla denizin buluştuğu, denizin dalgaları kıyıdan biraz uzağa vurup bembeyaz köpüklerini türbenin avlusuna kadar getirdiği yer. Türbenin bilinen adının Hazreti Ömer’den geldiği zannedilebilir ancak ismin ayrı bir hikâyesi var. Türbe adada bulunan diğer iki manevi mekân (Kırklar Türbesi ve Hala Sultan Türbesi) ile beraber Osmanlının fethinden hemen sonra bulunmuş. Fetihten sonra adayı keşfe çıkan Osmanlı âlim ve askerleri, gittikleri yerlerde halka sorarak sahabe-i kiramın izlerini aramışlar. İşaretler şimdiki türbenin hemen arka kısmında bulunan mağaraya kadar gelmiş. Mağara araştırıldığında hiç bozulmadan duran yedi naaş şimdiki türbeye nakledilerek defnedilmiş. Defin sırasında bu kişilerin isim ve kim olduklarına dair ipuçları aranırken bir askerin üzerinde adının “Ömer” olduğuna dair belge bulunmuş ve türbe Hazreti Ömer Türbesi adı ile inşa edilmiş. Ebu Talha Zeyd ibn Sehl Hazretleri’nin de burada medfun olduğu rivayet edilmektedir. Ebu Talha cihadı çok seven, Medineli Müslümanlardandır. Yaşı ilerlemiş olmasına rağmen Kıbrıs’a yapılan deniz harekâtını haber alır ve bu deniz harbine katılır. Harp sırasında gemide hastalanır, 654 yılında vefat eder. Askerler yedi gün süreyle karaya çıkamadıkları için defin gerçekleşmez. İlk fırsatta, vefat eden diğer altı kişiyle beraber şimdiki türbenin hemen yakınındaki korunaklı mağaraya defnedilir.

Girne Limanı ve yanındaki kalesi, adanın deniz ve tarihin buluştuğu estetik mekânlarından ikisi. Eski limandan Ağacafer Paşa Camii yanındaki merdivenleri kullanarak Bizans, Lüzinyan, Venedik ve Osmanlı dönemi mimari eserleri arasından geçip Osmanlı Baldöken Mezarlığına çıkıyoruz. Yarısı parka dönüştürülen mezarlıktan tarihi kale ve limanın görüntüsü etkileyici. Buradan  Beşparmak Dağları’ndaki tahkim yerlerine geçiyoruz ve 1974 harekâtının unutulmaz izlerini görerek yolumuza devam ediyoruz. Beşparmak Dağları’nın zirvesine doğru bir tarafta Girne ve Akdeniz manzarası diğer tarafta Lefkoşa ve Güney Kıbrıs’ın hâkim olduğu Trodos dağ zincirleri var. Ardından Ercan Havaalanı’na yakın bir muhitte bulunan Kırklar Türbesi’ni ziyaret ediyoruz. Türbede, gayr-ı müslimler tarafından bir gece baskınında şehit edilen kırk kadar sahabe-i kiram medfun. Türbenin küçük mescidinden açılan kapıdan girerek, sahabe-i kiramın medfun olduğu alt kata indiğimizde çok farklı bir atmosfer bizi karşılıyor.

Lefkoşa, Selimiye Camii ve ara sokaklar

Lefkoşa’ya surlarla çevrili şehrin üç kapısından biri olan kuzeydeki Girne kapısından giriyoruz. Girne kapıdan girip sağdaki yüksekçe bir yere çıktığınızda arkanızda BM binası, yine burada başlayan meydan ve meydanın devamında Venedik sütununa kadar, sağlı sollu Venedik ve Osmanlı devri cumbalı evleri hünerlerini sergileme yarışındalar gibi duruyorlar. Venedik sütununun hemen yanı başında eski adıyla Kadılık Binası yeni adıyla Adalet Sarayı var.

Binanın Lefkoşa Kaza Mahkemesi tabelası dikkatimizi çekiyor. Kıbrıs’ta il ve ilçe kavramının olmadığını, bunun yerine, kadılık döneminden kalma “kaza” ve “nahiye” kavramlarının kullanıldığını öğreniyoruz. Mevlid Kandili’nin tatil olarak devam etmesinden başka dikkatimizi çeken bir uygulama da bu oluyor. Lefkoşa’da Luziyan ve İngiliz koloni dönemi mimari yapıları ile bolca bulunan resmi binalara karışan parti teşkilatlarına ait tarihi yapıların arasından, Selimiye Camii  sizleri karşılıyor.

Kısaca Yavru Vatan Kıbrıs’ta tarih boyu birçok medeniyetten kalma izleriyle, Hala Sultan, Kırklar Kabristanlığı ve Osmanlı izleriyle keşfedilmeyi bekleyen çok şey var.